Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında verilen Gensoru Önergesinin görüşmelerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yapan CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, söylediği sözler ile
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na Mecliste zor anlar yaşatırken, şok iddialarda da bulundu.
Ören konuşmasında “Orman Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru önergesi verilmiştir. Önergenin lehinde söz aldım. Tabii, Sayın Bakanımızın vukuatı bu kadar değil. Sayın Bakanımızın gerçekten bu gensoru önergesi verilmeden önce istifa etmesi gerekliydi.
Biliyorsunuz, Manisa, üç konu üzerinde anılır ve bilinir: Birisi, lalenin ana vatanıdır “lale” dendiğinde Manisa akla gelir. İkincisi, Osmanlı döneminin şehzadeleri Manisa’da yetişmiştir, şehzadeler şehridir. Üçüncüsü ise daha önemlidir, Tarzan’ıyla anılır. Manisa Tarzanı Spil Dağı’ndaki ormanlık alanda o fidanları diken; altmış yaşında olan ağaçları yeşerten kişidir. Manisa’nın simgesidir.
Değerli arkadaşlarım, geçen haftalarda Manisa Spil Dağı’nda 50 hektarlık bir alanda yangın çıktı. Manisa Tarzanı’nın yetiştirdiği ağaçlar yandı. Gerçekten Manisa Milletvekilleri olarak yüreğimiz sızladı, ciğerimizden bir parça alındı.
AK PARTİ’nin milletvekilleri Spil Dağı’ndaki yanan ağaçlara ağlar iken, Çaldağı’nda Sayın Bakan’ın emriyle yüz binlerce ağaç kesilir iken Çaldağı’na dönüp hiçbir şey söylememeleri maalesef üzüntü yaratmıştır.
Çaldağı nerededir? Çaldağı Turgutlu’ya 10 kilometre mesafede olan, eteklerinde köylerin bulunduğu, köylerin mesafesinde 3 kilometre olduğu alanda kurulu bir maden sahasıdır. Çaldağı’nda bir katliam yaşanmaktadır.
Şimdi, uydudan 2011 yılında çekilmiş ve bugün “cehennem çukuru” diye adlandırdığımız bu çukur, iki katına çıkmış vaziyette.
Bunun hemen altında –bu da uydudan çekilmiş bir fotoğraf- Sayın Bakanım, köylerin bulunduğu yer, Gediz Nehri, Turgutlu. Eğer siz buradaki yüz binlerce ağacı kesiyor iseniz, burada erozyon olmaması mümkün değildir, muhakkak erozyon olacaktır.
Bu Çal Dağı’nda, şirketin söylediğine göre 160 bin, Bakanlığın söylediğine göre ise 150 bin ağaç kesilecektir. Bu ağaç kesimiyle ilgili, sayın milletvekillerimize o kadar söylememize rağmen, Manisa Milletvekilleri, sanki burası yasaklı bölgeymiş gibi buraya gitmekten çekiniyor Sayın Muzaffer Yurttaş -3 kişi, 5 kişi dışarıda kaldığımızda- diyor ki: “Sayın Vekilim, ben de karşıyım bu projeye. Turgutlu’nun topraklarında, Manisa Ovası’nda altın var iken nikele gerek mi var?” Altın nedir? Altın, Turgutlu Ovası’nda yetişen üzümdür yani 500 milyon TL’lik üzüm ihraç eden o ova ne hikmetse, burada sayın vekiller fikirlerini değiştiriyorlar, bu madenin yanındaymış gibi bir tavır takınıyorlar.
Bu ağaçlar kesildikten sonra, biz bu ağaçların yerine madenin işletmesini kuracağız; peki kuralım. Yani maden, Türkiye’yle ilgili gerçekten Türkiye’nin sorunlarına ve Türkiye’nin bütçesine katkı koyacak ise madenle ilgili karşı çıkmamız mümkün müdür? Ama bunların hesaplarının yapılması gerekli. Bunların hesapları nedir? Siz Gediz Ovası’ndan yılda 4,2 milyar liralık ürün kaldırıyor Bunlar sadece borsada tescil edilenler; borsanın dışında kirazıyla, eriğiyle, şeftalisiyle, meyvesiyle, halde satılanla ikiye katlanıyor. Ama siz on beş yıl sonunda 3 milyar dolar getirisi olan bir madene izin veriyorsunuz. Bu toprakları niye feda ediyorsunuz? On beş yıl sonunda 60 milyar dolarlık bir getiri, on beş yıl sonunda 3 milyar dolarlık bir ciro; bu cironun ancak 160 milyon doları Türkiye’de kalacak.
Bu tercih, acaba, Sayın Bakanın kendi tercihi midir? Bu tercihte dışarının bir baskısı var mıdır? Bu baskılara dayanamadığından bu ruhsatı mı vermiştir? Kendisinden önceki Orman Bakanı niye vermemiştir? Bunların hepsini araştırmadan, belgelemeden bunları konuşmayı da doğru bulmuyorum.
Mesela, Turgutlu Belediye Başkanı AK PARTİ’li bir arkadaşımız.
Belediye Başkanı da sıkışınca kameraların karşısında döktürmeye başladı. 2009 yılı Mayıs ayında, Ticaret ve Sanayi Odası Meclis toplantısında, kameraların karşısında yaptığı ve tutanakla kayıt altına alınan konuşmasında söyledikleri ormanlarımızın katledilmesine kimlerin karar verdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Belediye Başkanı diyor ki, tutanaklardan okuyorum: “Ben önceden beri maden konusunda Hükûmetin aldığı kararın yanında olmak mecburiyetinde olduğumu arkadaşlarımızın hepsine söyledim. Çünkü bu konuda sorumluluk tarafı olan ve muhatabı olan Çevre ve Orman Bakanı, Sayın Profesör Doktor Veysel Eroğlu benim inandığım, güvendiğim dürüst bir devlet adamı ve hükûmet adamı. Bu mücadele konusunda kendisinden randevu aldım, kendisiyle görüştüm ve bu konuda da bizimle görüştü. Bu konudaki tereddütlerimizi, sıkıntılarımızı kendisine zaman içerisinde anlattık. Çok açık ve net söylüyorum, Hükûmetimiz ve Bakanlık ilgili firmaya karşı bir sindirme politikası yapmıştır, yani bunları bezdirerek, bıraktırarak bu işten vazgeçirme konusunda bir politika yaptı.” diyor. Yani Bakanlık buradaki işletmenin araziye zarar vereceğini biliyor,
İkinci bölümde devam ediyor, konuşmalarının devamında “Sayın Bakan beni çağırdı…” Ben bu anlatılanları Sayın Bakanın ağzıyla anlatıyorum, “Başkan dedi ki: ‘Biz sıkıştık, maalesef kendi kazdığımız kuyuya kendimiz düştük. Hem şirket hem İngiliz Büyükelçiliği hem de İngiltere Hükûmeti tarafından sıkıştırılmaya başlandık, maalesef kazdığımız kuyuya kendimiz düştük, ruhsatı vermek durumundayız” Sizden önce Sayın Bakan Osman Pepe değil miydi? Türkiye İngiliz Büyükelçisi Sir David Logan bu konuda Osman Pepe’ye baskı yaparak Osman Pepe’den bu ruhsatı istediler. Osman Pepe “Ben Çal Dağı’na gittim. Çal Dağı’nda bu ruhsatı vermek bir caniliktir. Yani Osman Pepe’nin bileğini bükemediler Sayın Bakanım; sizin mi bileğinizi büktüler?
Değerli arkadaşlarım, bu benim anlattıklarımın hepsi belgeye dayalıdır.
Sayın Bakanım, eğer Belediye Başkanı söylediyse Belediye Başkanına gerekli işlemi yapın ama Belediye Başkanının söyledikleri doğru ise, siz gerçekten İngiliz Hükûmetinin baskısı altında bu ruhsatı vermişseniz, bu da Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanına yakışmaz. Gensoruyu beklemeden istifa edin.
Hepinize teşekkür ediyorum” dedi.
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.